Kentin Rengarenk Cinayetlerinin Ölü Kadınları

Ustalıklı; sinsi ama şeffaf, incecik ama “yivlerine ölümcül zehir” sürülmüş kılıçların cinayetlerine kurban gitmiş kadınlar; YAZIN!

Hem annenizin bahçesinden size verilen toprağı hem annenizi toprağa uğurladıktan sonra dünyaları verseler bile neden kimsesiz hissettiğinizi YAZIN!

Eş olmayı yazın, dışarda hayat akıp giderken evde örgü örmeyi, yemek yapmayı, hayallerinizden, varoluşunuzu daha ‘var’ edemeden, sizi siz yapan her şeyden vazgeçip anneleştirilmeyi, hizmetçileştirilmeyi, ahçılaştırılmayı; yıllar içinde aklınızda onlarca yemek tarifiyle aptallaşarak ve aptallaştırılarak kalakalmayı yazın.

Eş olamamayı da yazın mesela. Ne zordur kim bilir, sevdiğinizi sandığınız adamı Allah’ın günü karısıyla elele,  çocuklarıyla kucak kucağa görmeye katlanmak.

Vücudunuza vurulmasından değil, bunu evladınızın görmesinden duyduğunuz acıyı, bir gün sonra moraran, kararan, kızaran yerlerinize “anne acıyor mu?” diye sorduğunda çocuklarınıza nasıl mahcup olduğunuzu yazın. Kocanız, sevgiliniz size vurmasın diye başka kadınlara gitmesin diye baktığınız falları, yazdırdığınız muskaları, YAZIN.

Eğitiminiz ya da maddi durumunuz ne olursa olsun günlük yaşamınızdaki hadsiz hudutsuz davranışlardaki, sözlerdeki tacizin içinizi nasıl bulandırdığını yazın. Erdemli patronunuzun erdemsizliğini de yazın, bunun farkında olmadığınız için ya da bu dili kullanamadığınız ya da reddettiğiniz için başınıza geleni de.

Hayatta güvenebileceğiniz ilk kişiler babanızın, ağabeyinizin tecavüzlerinin sadece vücudunuzda değil, tüm varlığınızda bıraktığı izleri YAZIN.

Kurumuş kandan, iltihaptan ibaret yaralarınızı ve onların yeniden kanatılmış kabuk tutmayan yaralanışlarınızı, YAZIN!

Rimelle, pudrayla, parfümle, örgüyle, dantelle ama en çok kanla/çamurla karıştık. YAZIN!

Yüzüne kızgın zeytinyağı, kezzap dökülmeyi, sakatlanmayı her şeyi ama her şeyi sakınmadan, sakın ha utanmadan, hem de hiç utanmadan yazın. Bir başka kadının yüzüne kezzap, zeytinyağı dökebilecek kadar nasıl delirtildiğinizi de mutlaka, ama mutlaka YAZIN!

Cenazelerinde yavrularınızın, kocalarınızın ve babalarınızın yüreğinizin nasıl sakatlandığını yazın. Kapı, pencere önlerinde adım seslerini beklediğiniz, benzer sesli adımlarda irkildiğiniz anlarınızı, kaybolmuş gidenlerinizi yazın. Kokuşmuş erkek insanın (kokuşmamış olanlara selamla) anneliğimizin en derin duygulanımlarını bile kullanmakta tereddüt göstermeyişini, YAZIN.

Mesleğinizi yazın. Doktorluğunuzu, öğretmenliğinizi, hukukçuluğunuzu, mimarlığınızı, hasta bakıcılığınızı, kuaförlüğünüzü, sanatçılığınızı, zenaatçılığınızı…

Çocuklarınızı sarıp sarmalarken ki şefkatinizi, çiçeklerin köpüre köpüre açtığı saksıyı sularken ki gururunuzu, bir ters bir düz örgülerinizin ilmeklerini, anlaşılamaz sandığınız bir kitabın anlaşılıp bitirildiği bir sabahı, tik takları sayarak heyecanla beklediğiniz pencerelerin hemen kıyısını. Varoluşunuzdaki mutlulukları, neşeleri, sevinçleri mümkünse EN ÇOK bunları YAZIN! “Aşk bir kadının tüm varoluşudur” diyor Virginia Woolf, aşık olmalarınızı YAZIN.

Yazdıklarınızı beğenmeyecekler. Yapıp ettikleri haksızlıklarının acizliklerinde debelene debelene yazdığınız her şeyi değersizleştirecekler: “Virgülü eksik, sözcük hazinesi kıt, anlam dünyası sığ, küfürbaz, çok simgesel…” kimbilir daha neler diyerek bezdirmeye, bıktırmaya, kaçırmaya çalışacaklar… Aldırmayın. Sevdiğiniz arkadaşlarınızla haberler gönderecekler “sussun, yazmasın” diye, dinlemeyin. Siz daha iyi yazdıkça yaşadıklarınızı, tehdit büyüyecek, hiç kuşkunuz olmasın. Bu kez hapislerle, ölüm cezalarıyla terbiye edilmeye çalışılacaksınız. Hiçbir tehdidin sizi durdurmasına izin vermeyin. Mükemmeliyeti bırakın, her şey kusurlu, yazın. Ne hükümdar, ne şah ne sultan ne İskender düşünmeyin. Değil mi ki binlerce yıl sağıldınız, değil mi ki bin atlıların parlatılmış nallarında parçalanan sizdiniz.

Sizden, yazmak ve isyanınızı dile getirip hakkınızı talep etmek yerine, bir köpek gibi yaranızı karnınızın altına alıp bir duvar dibinde kendi kendinizi iyileştirmenizi, üstelik de bunu sevdikleriniz adına yapmanızı talep edecekler belki. Asla vazgeçmeyin yazmaktan, anlatmaktan, hakkınızı almak mücadelesinden.

“Öldüğüm vakit” dermiş Edith Piaf, “benim gerçekten kim olduğumu bilmeseler bile hakkımda çok şey söyleyecekler. Bunun ne önemi var diyeceksiniz. Doğru. Fakat bu düşünce benim canımı acıtıyor”. Başkalarınıza emanet etmeyin hikâyelerinizi, siz Yazın.

Yazın kadınlar, tarihin arka odalarındaki esirliğinize son vermek için yazın.  Ağır aksak, sersem sepelek, yağlı yavan.  Kıvamını nasılsa bulacaksınız. YAZIN!

Çünkü tarih YAZIYLA başlar.

24 Aralık 2016, Antalya

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir