Çarpışma / Crash [2004]

Neden ‘Crash’?

Sade görünmesine karşın dirençli toplumsal yapıların oynaklığını gösteren bir film ‘Crash’, ama bu filmi okumaya çalışmamın temel nedeni ‘Amistat’ ya da ‘Shindler’in Listesi’ gibi tarihte gömülü duruyormuş gibi duran ırkçılığın aslında günlük hayatın içinde nasıl yaşadığını ve nasıl yeniden üretildiğini mutsuz insanlar arasından anlatması. Irkçılık beyazlar ve siyahlar üzerinden anlatıldı hep. İspanyolun Arab’a, Arabın Siyaha, siyahın meleze gösterdiği ırkçılık? Bu film ırkçılık hiyerarşisine değdiği için seçildi. Her ne kadar ilerisi için umut vaat etmese de tüm ırkların hiyerarşisi içinde en altta kalan hep kadın hatta beyaz olsa bile.

Bir diğer neden ise daha kendimle ilgili bencilce bir istek: Konum alışlarımızın  Simmel’in dediği gibi “…bir bakımdan bir arada olanların, bir başka bakımdan birbirlerine karşı olduklarını ve birbirleri ile kesişen bir çok çatışma ile bütünleşen toplum”u 1 anlarken kendimi de anlamlandırabilmek.

Paul HAGGİS de filminin hikâyesini anlatırken yapmak istediğinin geleceğe dair umut ya da reçete vermekten çok toplumsal gözlemlerinden çıkan saptamaları filme taşıdığını satır aralarında itiraf ederek diyor ki, “O zamanlar 25 yıldır Los Angeles’ta yaşıyordum ve bize özgü ırk ve sınıf savaşlarına tanık olmuştum… Günlük hayatlarımızda birbirimize yaptığımız ayrımcılığın pek çok şekline tanık olmuştum. Bunu nasıl akılcılaştırdığımızı ve bağışladığımızı bu konuyla uğraşmamak için yaşamımızı nasıl düzenlediğimizive mevcut ırk sorunlarını nasıl yadsıdığımızı görmüştüm. Ama bu malzemeyi nasıl yazıya dökeceğimi 11 Eylül olaylarına kadar çözememiştim. Zira film aslen ırk ya da sınıfı değil korkuyu ve tanımadığımız insanları konu alıyor. Hoşgörüsüzlüğü ve şefkati, hepimizin yargılanmaktan ne kadar korktuğunu ama başkalarını yargılamakta sakınca görmemesinin tezatını işliyor.”  2

Umberto Eco, ‘Gülün Adı’ romanının girişinde, ‘Ortaçağı daha dolaysız tanıyorum günümüzü ise televizyondan öğreniyorum’.  3 Her ne kadar ırkçılık konusunu incelemek için dolaylı bir metni okumaya çalışmak Eco’nun söylediği gibi günümüzü televizyondan öğrenmek ise de sanatla dolayımlanan ırkçılık motiflerini çok uluslu bir coğrafyada görebilecek miyiz, bir deneyelim.

Bir Filmi Okumak

crash-afisBir araba kazası ile başlayan “Crash” filmini  “Harry Potter” ilk serisinde yer alan banka sahnesindeki bir duvardaki yüzlerce kilidin ‘clik’ sesleri içinde birer birer açılması gibi insan öykülerinin de toplumsal yapıda çözülüşünü keşfederek izliyoruz. 

Aslında Hollywood yapımı bu tür ırkçılıkla ilgili pek çok günah çıkarma hikayelerinden bu filmi ayıran ve başarılı yapan bilindik toplumsal ve ırksal farklılıkları ele alışı değil, bu farklılıkları, filmin başlığının (crash) güçlü metaforik anlamıyla iç içe geçen pek çok farklı öykücüklerle sorgulaması.

‘Çarpışma’ adıyla gösterilen filmde ırksal öfke, bireylerin kapalı dünyalarında yalnızlaşmaları sonucu ortaya çıkıyor. Bu yalnızlaşmaya karşın, bireylerin yollarının sürekli olarak (otobanda hızla giden arabalar gibi) kesişmesinin ve öfkelerinin sıklıkla şiddetli çatışmaya dönüşmesinin ‘tekinsiz’ kaçınılmazlığını gösteriyor. Film, bu ‘çarpışmaların’ bir kurtuluş olasılığını da barındırdığını, zira çarpışmaların temasa yol açtığını ve diğer bireylerle kurulan bu temasın da bazen kişinin karşısındakilerin hissettiklerini algılamasına ve onu anlamasına yol açabileceğini ortaya koymaya çalışıyor. Tıpkı Filmin başında polis memurunun söylediği gibi, “Sürekli bu metal yığının içindeyiz. Sanıyorum dokunmayı çok özlüyoruz, birbirimize çarpmalıyız ki bir şeyler hissedebilelim.”

Pek çok kilidin -Harry Potter’daki tüm duvarı kaplayan yüzlerce kilidin-ahenginde olduğu gibi toplumsaldaki ırkçılığın ahengi ortaya saçılmış filmde. Oluşturulan metaforda kilitler sağdan sola yukarıdan aşağıya veya çapraz açılabiliyor ve bu otobandaki arabalarda olduğu gibi hızla gerçekleşiyor. İzleyici hangi kilidin ne yöne açılacağını kestirmeye çalışıyor. Öte yandan tüm karakterlerin 36 saat içinde yollarının kesişmesi kurgusu gerçeklik duygusunu kaybettirmiyor ama yaşamlara sinmiş melankoliden uzak duramıyor.

Açılmayan iki kilit, soru olarak karşımızda duruyor: Bir, ırkçılık gerçekten de yalnızlaşmış bireylerin sıradan öfkesine indirgenebilir mi? Çünkü eğer böyle ise ırkçılığın altında yatan ekonomik ve siyasal güçlere değinmek gereksiz bir ayrıntı olarak kalıyor. İkinci ve temel olan soru ise, gelecekte ırkçı davranış nasıl olacak? Aslında karakterlerden birinin kazada yaralanan kadını kurtarmaya çalışırken kimi kurtardığına bakmaksızın bir yaşam kurtarmaya çalışması etkileyiciliğine rağmen gelecek için umut vermekten çok uzak.

Filmde ırkçılığın kadın olgusuna yaklaşımı oldukça çarpıcı. ‘Eğer kadın beyazsa şapka çıkarılarak konuşulur, değilse taciz edilebilir’ mesajı çok net verilmiş.

Anne-oğul ilişkisine dair mesajları da olsa, filmin asıl başarısı insanların, fiziksel ve duygusal şiddet karşısında,  çaresizliği ve yalnızlığı nedeniyle kendilerini bir türlü güvende hissedemeyişlerinin girift hikayelerinin anlatımında saklı.

Sonuç

Film 2005’te “En İyi Film Oscarı”nı kazandığında kimse 6,5 milyon dolarlık küçük bütçeli ‘Crash’ın bu ödüle layık görüleceğini düşünmemiş. Üstelik; Brokeback Mountain, Ang Lee Capote-Bennet Miller, Good Night and Good Luck, George Clooney, Munıch; Steven Spılberg gibi güçlü rakiplerini geride bırakan film konunun kimyasıyla örtüşen müziği ile sadece farklılıkları değil, farklı sayılanların da birbirine bakışını anlattığından belki de başarı elde etmiş görünüyor. Filmde ‘ırkçılığın’ bulanık görüşünü kadınlar üzerinden izlemeye çalıştığınızda başka bir odaktan net bir boyutuna uzanmak da mümkün. ‘Madun tartışmaları’ çerçevesinde ‘filmin kadınları’na bakmak filmin okunuşunu tamamlayacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir